27 Ekim 1998 Salı

Adana depremi

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 12. Birleşimi (27 Ekim 1998)

BAYINDIRLIK VE İSKÂN BAKANI YAŞAR TOPÇU (Sinop) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Adana Milletvekili Cevher Cevheri arkadaşımızın Adana depremiyle ilgili olarak yaptığı gündemdışı konuşmaya teşekkür ediyorum. Gerçekten, bu deprem, birkaç defa Parlamentomuzda siyaset konusu yapılmak istendi; ama, değerli arkadaşım Cevheri, bundan uzak, Adanalıların bu konudaki düşüncelerini aktardı; ben de Hükümetin bu konudaki çalışmalarını Yüce Meclisin bilgilerine sunmak istiyorum.

Bugün, tarih itibariyle Adana depreminin dördüncü ayıdır; 27 Haziranda deprem olmuştu, bugün 27 Ekim; tam dört ay olmuştur. Bu dört ay içerisinde, aralıksız, doksan ayrı ekip Adana'da, Adana depremiyle ilgili olarak gece gündüz çalışmıştır.

Bu depremde, maalesef, 146 vatandaşımız hayatını kaybetmişti; hem Hükümetimiz hem de Parlamentomuz adına, tekrar hepsine Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Tabiî ki, bunları geri getirmek mümkün değil...

Türkiye, 1800'lü yılların sonundaki İstanbul depreminden bu yana, bu denli büyük bir depremi büyük şehirde yaşamadı. Deprem, Adana İl Merkezi, Seyhan ve Yüreğir, Ceyhan Merkez, Karataş, Karaisalı, Kozan, Yumurtalık, İmamoğlu'nda toplam 256 köy ve 148 mahallede etkili oldu.

Adana İline, bugüne kadar, 1,5 trilyon liradan fazlası özel idare emrine, 6 trilyon liradan fazlası da kira yardımı olmak üzere, toplam 8 trilyon lira para gönderildi. Depremden zarar gören, evi yıkılan, evi oturulamaz durumda olan 26 bin vatandaşımıza kira yardımı yapılmaktadır; bu, hem şehirlerde hem köylerde yapılıyor.

Depremin hemen ertesi günü, yani, 28 Haziranda, hasar tespitiyle ilgili olarak, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ekipleri çok yoğun bir şekilde deprem bölgesine yayıldılar ve bir ön tespit yaptılar. Bu ön tespite göre, demin ifade ettiğim gibi, yüz yıla yakındır karşılaşmadığımız büyük bir depremle karşı karşıya gelindiği anlaşıldı. 70 bin evin, konutun veya işyerinin tek tek dolaşılıp tespit edilmesi, hasarlarının saptanması ve buna göre tedbir alınması gerekti. Malumlarınızdır, tabiî afetlerde, ön tespitler yapıldıktan sonra bunlar ilan edilir. Bu ilanlara göre de, hak sahiplerinin veya hak sahipliği listesinde adı bulunmayanların itirazı için süre konulur. Bu süreler, bu 4 aylık çalışmanın 2 ayını yemiştir; ama, kabul etmek lazım ki, 2 ayda, 70 bin konut ve işyeri üzerindeki hasar tespitinin tamamlanmış olmasını, bilenler, fevkalade başarılı bir iş olarak takdir edeceklerdir. Gece gündüz demeden hemen her başvuru değerlendirildi.

Şimdi, değerli arkadaşımız biraz çabuk olunulmasını istiyor, biz de istiyoruz. Verdiğimiz itiraz süresinin yeniden uzatılması isteniyor hak sahipleri tarafından; yani, tayin edildiği kategorisini uygun bulmayan "benim evim az hasarlı değil orta hasarlı" veya "orta hasarlı değil, ağır hasarlı, yıkık" itirazında bulunanlar yeniden süre talebinde bulunuyorlar. Tabiî, bir taraftan kış yaklaşıyor bunların telafi edilmesi lazım, bir taraftan da hak sahiplerinin bu talepleri var; biz, buna rağmen, bu 4 aylık süre içerisinde, zarar gören herkesin müracaatını tamamlamış olduğu kanaatine vararak, artık, bu süreyi -bir an evvel işlemlere başlanmak üzere- uzatmak istemiyoruz, uzatmayacağız da.

Ben, buradan, değerli arkadaşlarımıza, Yüce Meclise ve Sayın Cevheri'ye, şu ana kadar 41 bin afetzedenin borçlandırma işinin tamamlandığını, 23 756'sının da, itiraz suretiyle zaman kazanmaya çalıştığını ifade edeyim. "Bir şey yapılmadı" sözü yanlıştır. Afetten zarar görenlerin hak sahipliği listesi kesinleşmeden, Dünya Bankası kredisiyle, Adana Yüreğir'de 5 bin konut yapılmak üzere, Toplu Konut İdaresi ihaleye çıkmıştır, zamandan kazanmak için işlemlerini tamamlamıştır; çünkü, bu işler çok zaman alıyordu. Bir taraftan itirazlar incelenirken, bir taraftan bu işlemler tamamlandı. Önümüzdeki aybaşında, Yüreğir'deki bu 5 bin konutun ihalesi yapılacaktır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 12. Birleşimi (27 Ekim 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

14 Ekim 1998 Çarşamba

Korunmaya muhtaç çocuklar

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 7. Birleşimi (14 Ekim 1998)

DEVLET BAKANI HASAN GEMİCİ (Zonguldak) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin sayın üyeleri; Demokratik Sol Parti İzmir Milletvekili Sayın Hakan Tartan’ın, İstanbul Ümraniye’de, yaşları 13-18 arasında değişen uyuşturucu bağımlısı dört çocuğun işlemiş olduğu vahşi ve insanlıkdışı cinayet ve korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili yaptığı gündemdışı konuşmayı cevaplandırmak üzere söz aldım; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bugün için sokakta yaşayan ya da çalışan çocuklar sorunu, tüm dünyada, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan, çok büyük toplumsal bir sorundur. Sorunun temelinde gelir dağılımındaki adaletsizlik vardır, işsizlik vardır, yoksulluk vardır ve eğitimsizlik vardır; özellikle, kırsal kesimden, büyük şehirlere doğru yaşanan göç olayı vardır. Bütün bunların sonucu, çok sayıda çocuk, sokağın olumsuz koşullarına terk edilmektedir.

Bu çocuklar ve aileleriyle ilgili yapılan inceleme ve araştırmalarda, ailelerin, genellikle ekonomik yoksulluk içerisinde oldukları, eğitim seviyelerinin düşük olduğu, yedi sekiz çocuklu oldukları görülmektedir; önemli bir bölümünde de, nikâhsız, çokeşli evlilikler söz konusudur.

Kırsal kesimden büyük umutlarla büyük şehirlere gelen aileler, bu şehirlerimizde ekonomik ve sosyal altyapının yetersizliği nedeniyle, yoksulluk ve çaresizlikle karşı karşıya kalmakta, büyük hayal kırıklıkları yaşamaktadır; bu da, aile içi bağları zayıflatmaktadır. İşte, bu nedenlerle, çoğu zaman yoksulluk, aile içi şiddet, aile içi istismar, sevgisizlik ve ilgisizlik nedeniyle, çok küçük yaştaki çocuklar, sokakta çalışmak ve yaşamak zorunda kalmaktadırlar. Bu çocuklar, sokakta, başta uyuşturucu alışkanlığı, hırsızlık, tecavüz, AIDS, Hepatit-C, uyuz ve benzeri hastalıklar ve diğer risklerle karşı karşıyadırlar.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sorun çok ciddîdir, toplumumuzun bugününü ve geleceğini tehdit etmektedir. Nitekim, sokak çocukları, bu konuda zamanında önlem almayan ülkelerde toplumsal yaşamı olumsuz etkilemektedirler. Zaman zaman, bu ülkelerde, bu çocuklara toplu bir şekilde uygulanan vahşeti ibretle izliyoruz. Çok etkili önlemler almak zorundayız, izin verirseniz, bu konuda neler yapıyoruz ve neler yapmayı düşünüyoruz, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biraz önce söylediğim gibi, sorunun temelinde eğitimsizlik yatmaktadır. Çocukların büyük çoğunluğu okuma yazma dahi bilmemekte ya da ilkokul ikinci, üçüncü, dördüncü sınıftan terk ya da ilkokuldan sonra eğitime devam etmeyen çocuklardır. Oysa, çocuğun yeri okuldur, çocukların eğitim sistemi içinde tutulması gerekmektedir; 55 inci Hükümet olarak, geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen ve başarıyla uygulanan zorunlu öğretimin sekiz yıla çıkarılmasının bu konudaki olumlu etkileri daha şimdiden görülmeye başlanmıştır. Geçtiğimiz yıl yüzde 50 civarında olan ortaöğretimdeki okullaşma oranı şimdiden yüzde 70’lere yaklaşmaktadır.

Sorunun temelinin yoksulluk olduğunu söylemiştim. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan, ülkemizdeki yoksul ve yardıma muhtaç ailelere ve çocuklara, geçtiğimiz onbeş ayda ulaştırılan sosyal yardımların tutarı 65 trilyon lirayı geçmiştir; bu kaynaklarla, Türkiye’de, 2 milyon 400 bin kişiye sosyal yardım ulaştırılmıştır.

Yine, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu kaynaklarıyla, kaymakam ve valilerimiz başkanlığındaki sosyal yardımlaşma ve dayanışmayı teşvik vakıflarına gönderilen kaynaklarla, geçtiğimiz yıl, ilköğretimdeki 240 bin yoksul aile çocuğunun öğlen yemekleri karşılanmıştır; bu yıl, bu sayının 400 bine ulaşacağını beklemekteyiz.

Ayrıca, yoksul aile çocuklarının okula devam edebilmesi için, eğitim öğretim yılı başında 3,5 trilyon lira, yine, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarımıza gönderilmiştir. Valilerimiz ve kaymakamlarımız başkanlığındaki vakıflar aracılığıyla, il ve ilçe millî eğitim müdürlerimiz ve okul müdürlerimiz aracılığıyla, yoksul aile çocuklarına, kitap, kırtasiye, önlük ve diğer yardımlar ulaştırılmaktadır.

Göreve gelişimizin hemen sonrası, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu bünyesinde, sokakta yaşayan ve çalışan çocuklarla ilgili çalışmalar başlattık. İzmir ve Ankara’da, sokak çocukları merkezimizi geliştirdik. İstanbul Kadıköy’de, geçtiğimiz yılın onbirinci ayından itibaren, sokakta yaşayan çocuklarla ilgili dört aşamalı bir projeyi hayata geçirdik; İstanbul Kadıköy İskele Meydanındaki mobil karavanda sosyal hizmet uzmanlarımız bu çocuklara hizmet verdi. Yine, Kadıköy Belediye Başkanlığıyla birlikte, Küçükbakkal Köyü’nde yapmış olduğumuz İlk Adım İstasyonundan, daha sonra, üçüncü aşama olarak, yine, Kadıköy Yeldeğirmeni’nde yapmış olduğumuz, Sokak Çocukları, Sokakta Yaşayan Çocuklar Rehabilitasyon Merkezimizden, bugüne kadar, 600’e yakın çocuğumuz bir şekilde hizmet aldı; çok sayıda çocuğumuz ailesinin yanına döndü, çok sayıda çocuğumuz tekrar okula başlatıldı ve şu anda da, o merkezimizde, 60’a yakın çocuğumuz rehabilitasyon hizmeti almaktadır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 4. Yasama yılı 7. Birleşimi (14 Ekim 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi