19 Şubat 1998 Perşembe

Mera kanunu tasarısı

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 57. Birleşimi (19 Şubat 1998)

DYP GRUBU ADINA ZEKİ ERTUGAY (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 231 sıra sayılı Mera Kanunu Tasarısı üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimi arz etmek için söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi, şahsım ve Grubum adına saygıyla selamlarım.

18 inci, 19 uncu ve 20 nci yasama dönemlerinde Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen, ancak bir türlü yasalaşma imkânı bulamayan bu yasa tasarısı, aslında elli yıldır Türkiye’nin gündemindedir, yaklaşık son on yıldır da Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemindedir ve bugün, ilk defa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun gündemine gelmiştir, yasalaşmaya bu kadar yakınlaşmıştır; bu aşamaya, bu safhaya gelmiş olmasını büyük bir başarı olarak kabul ediyorum; çünkü, bu yasa tasarısı, ülkemizin çok önemli bir kesimini birinci derecede ilgilendiren, hayatî önem taşıyan, Türkiye için en temel yasalardan birisidir. Bu kanun tasarısı çıkarıldığı takdirde, bu, zannediyorum, 20 nci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin, ülkenin hayrına, Türk Milletinin, Türk çiftçisinin hayrına yapmış olduğu en büyük hizmetlerden birisi olacaktır. Bu kanun tasarısının bugüne kadar yasalaşamamış olması, zaten problemlerle boğuşan, bir türlü çağdaş standartları yakalayamamış olan Türk tarımı için çok önemli bir kayıp olmuştur; hele, son yirmi yıldır, mera hukukunu ve kullanımını düzenleyen hiçbir mevzuatın kalmamış olması, bu alanda büyük bir kargaşaya ve belirsizliğe yol açılmış olması, topraklarımızın kaybolmasını, doğanın tahrip olmasını ve hayvancılığımızın mahvolmasını da beraberinde getirmiştir.

Merasız bir hayvancılık, hele hele ülkemiz için merasız bir hayvancılık düşünülemez. Konuyla ilgili olarak, ülkemizdeki yasal sürece, bugünkü yasal duruma baktığımız zaman, bu yasa tasarısının, ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan mera, yaylak ve kışlakların hukukî durumlarının tespiti, köy ve belde tüzelkişilikleri adına tahsisi, ihtiyaç fazlasının ayırımı ve gerektiğinde tahsis amacının değiştirilmesi işlemleri, 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanunu yürürlüğe girinceye kadar, 4753 ve 5618 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunlarının verdiği yetkiye dayanılarak, mülga Toprak ve İskân İşleri Genel Müdürlüğünce yürütülmekteydi. 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununa göre yapılan uygulamalar ise, reform bölgesi içinde mülga Tarım Reformu Müsteşarlığınca yürütülmüştür. Daha sonra, 4753 ve 5618 sayılı Kanunların yürürlükten kaldırılması ve bilahara, 1757 sayılı Toprak ve Tarım Reformu Kanununun 1978 yılında Anayasa Mahkemesince iptali sonucu, konuyla ilgili görevlerin yapılmasını sağlayacak düzenlemelere imkân verecek hiçbir hukukî dayanak kalmamıştır. Aslında, bu sayılan kanunlar da, büyük ölçüde, mera, yaylak ve kışlakların tespiti, tahsisi ve tahsis amacının değiştirilmesine yöneliktir, buna ağırlık vermiştir. Meralarımızın bakımı, ıslahı, korunması konuları bu kanunlarla da düzenlenmemiştir ve bugüne kadar sürekli ihmal edilmiştir.

Diğer yandan, başta 743 sayılı Medenî Kanun ve 442 sayılı Köy Kanunu olmak üzere, birçok kanunda, mera, yaylak ve kışlaklara dair hükümler bulunmaktaysa da, bunlar, aslında, yeterli olmadığı gibi, esas amaca hizmet etmekten de çok uzaktır.

İşte, esasında, bu konudaki yasal boşluğu anlatmak için birçok örnek vermek, birçok açıklama yapmak mümkün. Şimdiye kadar yaptığım açıklamalardan da açıkça görüleceği gibi, son yirmi yıldan beri birçok mevzuatın varlığına ve iptaline, karmaşasına, dağınıklığına sahip olan ülkemizde gelinen nokta son derece vahimdir. Vahim olan şudur: Cumhuriyetin ilk yıllarında -biraz önce konuşan kıymetli arkadaşımın da ifade ettiği gibi- 44 milyon hektar civarında olan çayır mera arazisi, bugün 21,8 milyon hektara düşmüştür; aslında, bu rakam, zannediyorum, çok ciddî tespitlerin sonucu ortaya konulmuş bir rakam değildir ve doğru olmadığı da çeşitli araştırmalarla ortaya konulmuştur. FAO kaynaklarına göre bu rakam 8,7 milyon hektar, TEMA Vakfının ve diğer birtakım araştırıcı kurumların yaptığı çalışmalarda ise mera varlığımız 3-4 milyon hektar civarındadır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 57. Birleşimi (19 Şubat 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

11 Şubat 1998 Çarşamba

Sınır ticareti

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 53. Birleşimi (11 Şubat 1998)

MUZAFFER ARIKAN (Mardin) – Sayın Başkanım, bu imkânı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, elli gündür, 450'ye yakın Türk tankeri ile 200'e yakın Suriye plakalı mazot yüklü tanker, Şanlıurfa'nın Akçakale, Kilis'in Öncüpınar ile Cilvegözü Hudut Kapılarından Suriye'ye çıkış yapmış, mazot yüklü bir şekilde yeniden Türkiye'ye dönmek için Kamışlı yakınlarında beklemektedirler.

Sınır ticareti kapsamında Nusaybin Hudut Kapısında yapılan petrol ürünleri ithalatı, Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi, petrol dağıtım şirketleri ve Maliye Bakanlığı açısından çok önemli problemlere yol açtığı için, üretim ve dağıtım planı yapılmasını imkânsız hale getirdiği gerekçesiyle, İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğünce 2.12.1997 tarihinde durdurulmuştur. Daha sonra, Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığınca, bu süre, 17.12.1997 tarihine kadar uzatılmış; fakat, yine, problemler çözümlenmediği için, Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünce 31.12.1997'de, bir gün süreyle, geçişlere imkân sağlanmıştır. Bu süre içerisinde, birkısım tanker, yüklü olarak sınırlarımıza girebilmiştir. Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün sağladığı bir günlük eksüreden, tahminen, kırkiki gün geçmiş olmasına rağmen, nakliyecilerin iddialarına göre, tankerler, dolu bir şekilde, elli gündür, sınır kapısında bekletilmektedir. Bir günlük süre uzatımıyla, kuyrukta bekleyen tankerlerin çok önemli bir kısmının ülkemize geçiş yapamadığı aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, şu anda, yaklaşık 650'ye yakın araç şoförü, Suriye'den satın aldıkları mazotu, sınır ticareti süresinin sona ermesi nedeniyle Türkiye'ye geçiremeyip, umutla, araçlarının girişine izin verilmesini beklemektedirler. Sınırda bekleyen bu kişiler son derece mağdur durumdadır. Bazı kesimler tarafından, menfaat karşılığında yurda girişlerinin sağlanacağı söylenerek, bu insanlar kandırılmaya çalışılmaktadır. Bu tür girişimlerde bulunanlara kesinlikle inanmamaları gerektiğini, hatta, bu davranışlarda bulunanları resmî makamlara şikâyet etmelerini öneriyorum.

Kötü hava şartları nedeniyle, çoğunluğunun hasta olduğu ve hastanelere kaldırıldığı, kendilerini Suriye'de güvencede hissetmedikleri, ayrıca kötü muamelerle karşı karşıya oldukları, gerek gelen telefonlarla gerekse medya yayınlarıyla öğrenilmektedir.

Sınır ticareti, bu bölgede yaşayan halkımızın umut ve ekmek kapısıdır. Menfi yönde oluşabilecek gelişmelerin tedbirlerini almadan, zaman zaman, sınır ticaretine izin verilmesinin, faydadan çok zarar getirdiği inancındayım; çünkü, birçok insan, bu süre içerisinde, yatırımlarını bu yöne kaydırmakta; tanker ve kamyon alarak geçimlerini bu şekilde sağlamaktadır. Geçen kısa süreler içerisinde sınır ticaretinin yasaklanması, bu işle uğraşanları ciddî zararlara uğrattığı gibi, bizleri de sıkıntıya sokmaktadır.

Burada bize düşen görev, sınır ticaretiyle uğraşanlara son bir şans daha tanıyarak, şu anda Kamışlı kapısında bekleyen 650'ye yakın tankerin giriş yapmasını sağlamak ve böyle bir sorunla bir daha karşı karşıya gelmemek için kalıcı çözümler üretmektir.

Sınır ticaretiyle ilgili mevzuatın, bu çerçevede, yeniden düzenlenmesini ve kalıcı tedbirlerin alınarak, bu bölgede yaşayan insanların daha sağlıklı bir ticarî ilişki içine girmelerinin sağlanması gerekmektedir.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 53. Birleşimi (11 Şubat 1998) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi