19 Kasım 1997 Çarşamba

Muhasebecilerin ekonomideki yeri

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 16. Birleşimi (19 Kasım 1997)

SAFFET KAYA (Ardahan) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; muhasebecilerimizin Türk ekonomisindeki yeri ve önemi hakkında gündemdışı söz aldım; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Çağımız, ekonomik gerçeğe dayanan bir çağ. Dünyada her şey ekonomik değerlerle belirleniyor. Bu zaman diliminde, Türkiye’de aynı gelişmeleri yaşıyoruz. Ekonomi öne çıktığı zamanlarda, beraberinde, yozlaşma ve kirlenme de gelmektedir. İşte, Türkiye’de ekonomideki bu gelişmeler çerçevesinde, siyasetten, toplumun her kesimine kadar yayılan bu kirlenme ve yozlaşmanın giderilmesinin en büyük silahı, şeffaflığın sağlanması ve bir denetim düzeninin gerçekleştirilmesidir.

Gerçekten, serbest piyasa ekonomilerinin artık hâkim olduğu düzenlerde iş ahlakı ya da firma ahlakıyla ilgili kurumların ve kuralların yokluğu, yeni sorunların ve yeni kirliliklerin her geçen gün artmasına ve ortaya çıkmasına, kısaca, düzenin yozlaşmasına neden olmaktadır. Bu kirliliklerin ve sorunların çözümü, başta vergi kaçakçılığının önlenmesi, tüketici haklarının korunması, çevreye karşı duyarlılık, sosyal sorumluluk, millî gelirin yükselmesi ve adil dağılımı, kaynakların korunması gibi uzun bir listeden ibarettir. Türkiye, bu süreci, 1980’li yıllardan bu yana yaşamakta ve serbest piyasa ekonomisinin getirdiği kirlilikler, toplumun her kesiminde kendisini ağırlıklı bir şekilde hissettirmektedir.

İnsanların toplu halde yaşamaları, ancak belirli kural ve normların varlığıyla mümkündür. Toplumsal yaşamda ise, toplumsal disipline büyük gereksinim vardır. Toplumsal düzen ve disiplin, ancak hukuk ve ahlak kurallarıyla sağlanabilir. İşte, bu hukuk ve ahlak kurallarının ekonomideki uygulanış biçimi, sağlıklı bir denetim düzeniyle gerçekleştirilebilmektedir. Ekonomik denetimi gerçekleştirirken, ekonomik ahlaksızlığın olduğu bir yerde ortaya çıkan ekonomik suçlara yönelik yaptırımlar önem kazanmaktadır.

Durum böyle olunca, dönüp baktığımızda, Türkiye’de denetim düzeni ciddî bir şekilde ele alınmamıştır. 1860’lı yıllarda ilk defa Maliye Teftiş Kurulunun kurulmasıyla başlayan devlet düzeyindeki teftiş, zamanla, hesap uzmanlığı, gelirler kontrolörlüğü gibi, vergi gelirlerine yönelik olmuş, bazı kamu kuruluşlarında iç denetimi sağlayan teftiş kuruluşları, kamu harcamalarını denetleyen Sayıştay ve Yüksek Denetleme Kurulu varlığını göstermiştir. Buna rağmen, Türkiye’de yaygın bir denetim düzeninin kurulduğundan söz etmek mümkün değildir. Yaygın bir denetim olmayınca, ekonominin denetimsiz ve başıbozuk olması ve bugün yaşadığımız olayların tümünün ortaya çıkması mukadderdir.

Bu noktadan bakıldığında, Türkiye’de bu işi sağlayacak ve yasal örgütlenmesinin sekizinci yılı geride kalan bir meslek grubunun varlığı bizi sevindirmektedir. Batı’daki mesleklere uygun bir şekilde kurulmuş, oluşmuş, bazı eksikliklerine, bazı aksaklıklara rağmen, Türkiye’de, denetimi gerçekleştirecek muhasebe ordusundan söz edilmesi bizleri sevindirmektedir.

Denetimin en üst organı yasama organıdır. Yasama organı, ülkenin kamu ve özel kesimiyle ilgili tüm gelişmeleri denetleme yetkisine sahiptir; ama, yasama organının önüne uzmanlık düzeyinde bazı çalışmaların, raporların konulması da, bu işi gerçekleştirecek denetim uzmanlarıyla sağlanabilir. Bu nedenle, bugün, burada tartışılacak konularda, denetimi gerçekleştirecek muhasebe meslek mensuplarının varlığını dikkate almak ve muhasebe meslek mensuplarının sosyal sorumluluk çerçevesinde yetkilendirilme konusu fevkalade önemlidir. 1989’da, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 3568 sayılı Yasa, muhasebe meslek mensuplarının önemli ölçüde disiplinli ve örgütlü olmalarını sağlamıştır. Toplumsal yaşam için gerekli toplumsal disiplini sağlayacak niteliklere sahip muhasebe meslek mensuplarının, denetçiler ordusu oluşturacak bir sayıya -45 bin civarına- ulaşmış olmalarını öğrenmek beni mutlu etmiştir. Bu meslek mensuplarının varlığı ülke için bir teminattır. Ne var ki, sekiz yıllık bir uygulama sonunda mesleğin gerekli örgütlülüğü elde etmesine ve gerekli disiplini sağlamasına rağmen, bazı eksikliklerin giderilmediğini biliyoruz. Bu eksikliklerin başında, Anayasadaki değişikliğe uygun olarak yapılması gereken uyum yasaları gelmektedir. Bu konuda Meclisin gündeminde yer alan uyum yasaları içinde bu meslekle ilgili Anayasaya uygunluk sağlanacağına inanıyorum. Bu tür çalışmaların önümüzdeki günlerde Yüce Meclisimize geleceğinden eminim.

Geçtiğimiz dönem Yasama Meclisinden geçen, muhasebeciler, malî müşavirler ve yeminli malî müşavirlere vergi beyannameleri üzerinde ön denetim yetkisi veren, vergi beyannamelerini imzalama yetkisini düzenleyen Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edildiği şekilde ve manada yorumlanarak yürürlüğe konulmasında büyük yarar görüyorum. Türkiye’de muhasebecilerin artık kâtip niteliğindeki...

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 16. Birleşimi (19 Kasım 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

11 Kasım 1997 Salı

Kalkınmada öncelikli iller

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 12. Birleşimi (11 Kasım 1997)

YUSUF EKİNCİ (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Burdur İlimizin kalkınmada öncelikli iller arasına alınmasıyla ilgili kanun teklifimin, Yüce Meclisin gündemine doğrudan alınması önerimin takdirlerinize sunulması maksadıyla huzurunuzdayım.

Burdur, binlerce yıl önce kurulmuş, 2000'li yıllara hazırlanan küçük ve şirin bir ilimizdir. 1955 yılına kadar ülke genelindeki nüfus artış hızı, Burdur ortalamasının üzerinde değildir. Ancak, 1960'lı yıllardan sonra Burdur'da nüfus artış hızı düşmüş; 1971 yılındaki Burdur depreminden sonra da, bu düşüş daha hızlı bir şekil almıştır.

1990 nüfus sayımına göre, Burdur İlimizde kilometrekareye düşen insan sayısı 37'dir. Bu ortalama, Akdeniz Bölgesinde 86, ülke genelinde 73 kişidir.

Burdur, devamlı dışarıya göç veren bir ilimizdir. 2000'e üç kala, büyük şehirlerdeki insanların kırsal kesimlere yönlendirilmeye çalışıldığı şu günlerde, güzel bir Akdeniz şehri olan Burdurumuzdan, nüfus, devamlı çevre illere göç etmektedir. Halbuki, ilimiz, bu nüfusu barındırabilecek güce, imkâna sahiptir. Nüfusun yerinde kalabilmesi ve Burdur'un çevre illerin seviyesine gelebilmesi için, sanayi alanında devletin desteğinin sağlanması gereklidir.

Ayrıca, daha önce Yüce Meclisin gündemine alınan, Burdur'da, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi kurulması teklifimizin de kanunlaştırılması gerekmektedir. Bu iki unsurun gerçekleşmesi ise; Burdur'un, kalkınmada öncelikli iller arasına alınmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

İlimizin bulunduğu bölgenin, turizm ile bahçe ve sera tarımı yoğun Antalya, sanayi ağırlıklı Denizli ve ticarî yatırımlarıyla Isparta gibi, ekonomisi güçlü ve yüksek nüfuslu illerle çevrildiği gerçeği vardır. Takdir edileceği gibi, özellikle ticarî hayatın ataletten kurtarılması için başlıca güç kaynağı sanayidir. Sanayi, aynı zamanda Burdur'u, göç alan kent haline getirecektir. Sanayi ürünlerinin pazarlanmasıyla Burdur, bölgede önemli bir konuma gelecek, oluşacak gelir artışıyla ticaret ve diğer hizmetler her sektöre yansıyacaktır.

Uzun vadede Burdur'un gelişmesine ivme kazandıracak bir yatırım alanı da üniversitedir. Halen, Süleyman Demirel Üniversitesine bağlı bir eğitim fakültesi, üç meslek yüksek okulu ve Akdeniz Üniversitesine bağlı bir veteriner fakültesi ilimizde hizmet vermektedir.

Gerek iller gerekse ilçeler arasında sosyoekonomik gelişmişlik açısından orta sıralarda yer alan, Türkiye'de, kentsel büyüme hızının gerisinde kalan Burdur'da, belirlenecek potansiyel yatırım alanlarının, ödenekler, altyapı yatırımları ve devlet yardımlarıyla desteklenerek, ilin, sosyoekonomik gelişmesine ivme kazandırılması büyük önem taşımaktadır.

Burdur'da, 1990 yılı nüfus sayımı sonuçlarına göre, iktisaden faal nüfus 126 697'dir; bu rakam, toplam nüfusun yüzde 49,7'sini oluşturmaktadır. İktisaden faal nüfusun 78 000'e yakını erkeklerden, 48 000'e yakını ise kadınlardan meydana gelmektedir. Bu faal nüfus, genel olarak tarım, hayvancılık ve ormancılık alanlarında çalışmaktadır. Faal nüfusun yüksek olması, Burdur halkının çalışkanlığının bir göstergesidir.

Diğer taraftan, Burdur'da, suç oranı da son derece düşüktür. Çalışkan, kararlı, devletine bağlı, mütevazı, hoşgörü sahibi ve uzlaşmacı insanların yaşadığı Burdur İlimizin kalkınmada öncelikli iller arasına alınması konusunda, Yüce Meclisin değerli üyelerinin desteğini esirgemeyeceğini ümit ediyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisin değerli üyelerini saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 3. Yasama yılı 12. Birleşimi (11 Kasım 1997) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi