19 Haziran 1996 Çarşamba

Kuzey Anadolu Projesi

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 64. Birleşimi (19 Haziran 1996)

MUSTAFA BAHRİ KİBAR (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; huzurlarınızda, Kuzey Anadolu Projesi diye adlandırılan projenin içeriğinden bahsetmek ve buna kısaca değindikten sonra, Ordu ile ilgili bilgileri arz etmek üzere söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlamadan önce hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Hepinizin bildiği gibi, genelde Karadeniz insanı, Karadeniz Bölgesindeki gelişmişlik düzeyinin ilerisindedir; ama, çoğunlukla bölge dışında yaşadığı için Karadenize katkısı fazla değildir. Bu nedenle, şair "bu memleket baştan başa gurbettir" demiş. Gerçekten de, birçok Karadeniz insanı, iş ve aş bulabilmek için devamlı göç halinde, yaşamını gurbette sürdürmektedir. Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Karadeniz bölgesi, yeraltı ve yerüstü kaynakları ve tabiî güzellikler bakımından, yurdumuzun en zengin bölgelerinden biridir; fakat, özellikle ulaşım ve devlet yatırımlarının yetersizliği yüzünden, Karadeniz illeri, geri kalmış bir bölgeyi oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yıllar itibariyle gerek iktisadî ve toplumsal durumu gerileyen ve gerekse yaşam koşulları gün geçtikçe kötüleşen Karadeniz Bölgesi için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 20 nci Döneminde, yeni bir atılımın ya da atılımların başlatılmasında yarar olduğunu düşünüyorum. Geçmiş dönemde görev yapan tüm Karadeniz Bölgesi milletvekilleri ya da başka çevrelerden seçilen Karadeniz kökenli milletvekilleri, Karadenizin sorunlarının çözümünü, bir yasa çıkarma anlayışı içerisinde ele almışlardır. Kuşkusuz Karadeniz Bölgesi için önem taşıyan projeler de başlatılmıştır; ancak, asıl katkının, kısaca KAP diye anılan yasanın çıkarılmasıyla elde edileceği kanaatini taşımaktayım. O halde, Kuzey Anadolu Projesi ya da kısa adıyla KAP nedir: Kuzey Anadolu Projesi, Bölgenin süratle kalkındırılmasını, nüfusun dengeli dağılımını, bölgeden yoğun göçün önlenmesini, ekonomik hayatın, sanayinin, madencilik, hayvancılık, ormancılık, balıkçılık ve tarımın canlandırılması ile altyapı eksikliklerinin giderilmesini, diğer bölgelerle olan gelişmişlik farkının ortadan kaldırılmasını, Türk ekonomisine entegrasyonun sağlanmasını ve bölge halkının hayat standartlarının yükseltilmesini, Karadeniz Ekonomik İşbirliği kapsamında Türkiye'nin Balkanlar ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleriyle ilişkilerinin geliştirilmesini sağlayacak planları, önlemleri hazırlamak, uygulamak ve koordine etmek şeklinde tanımlanmıştır.

Güneydoğu Anadolu Projesinden sonra Türkiye'nin en büyük projesi olacak KAP, özetle şu gerekçelerle öneriliyor: Yatırımların bölgelere göre dengesiz dağılımı sonucu, ülke ekonomisi içerisinde bölgelerin gelişmişlik düzeyi farklılıklar göstermektedir. Bu farklılaşma, bölgelere göre gelir ve refah dağılımında eşitsizliklere yol açmaktadır. Devletlerin amaçlarından birisi de vatandaşlar arasında büyük uçurumları önlemektir. Son on yılda sağlanan ekonomik ve teknik gelişmelerden, Kuzey Anadolu Bölgesi, payını alamamıştır. Devlet Planlama Teşkilatının illerin gelişmişlik düzeyiyle ilgili sıralamasında, son yıllarda, Trabzon İli 24 üncü sıradan 38'e, Rize İli 7 nci sıradan 26'ya, Giresun İli 23 üncü sıradan 46'ya, Samsun İli 17 nci sıradan 28'e ve nihayet Ordu İli, 38 inci sıradan 51 inci sıraya düşmüştür. Yine 2000'li yıllara yaklaştığımız bu dönemde ise, yeni kurulan illerden önce, Ordu İli sıralamasında fazla bir değişiklik görülmemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce değindiğim gibi, Kuzey Anadolu Projesinin oluşması için, 1993 yılında Doğu Anadolu Bölge Planlaması Projesi (DAP), Konya Ovası ve Orta Anadolu Bölge Planlama Projesi (KOP) ile birlikte, Kuzey Anadolu Bölge Planlaması Projesi (KAP) adı altında Yüce Meclise getirilen yasalar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilerek, bu konuda ön adım atılmıştır; ancak, ne var ki, bu konuda gözle görülür bir gelişme olmadığını söylemek, sanırım, doğru bir tespit olsa gerektir. Biz, Anavatan Partisi olarak, 2000'li yıllara doğru yol alan Türkiyemizde, bölgelerarası dengesizliğin giderilerek, doğu, batı, kuzey, güney bölgesel farklılıklarının ortadan kaldırılmasına ve geri kalmış yörelerin sosyoekonomik ve kültürel açıdan süratle kalkındırılmasına herkesten daha fazla taraftarız.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 64. Birleşimi (19 Haziran 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

11 Haziran 1996 Salı

Öğretmenlerimizi, kendi asal işlevine yöneltmeliyiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 60. Birleşimi (11 Haziran 1996)

FİKRET UZUNHASAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir öğrenim dönemini tamamlamak üzere olduğumuz bugünlerde, Millî Eğitim ve çalışanlarının bazı sıkıntılarını iletebilmek amacıyla huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Ekonomik ve moral değerlerini kaybeden kamu kesimi çalışanları, ücret dengesizliği, politik kadrolaşma ve daha birçok sebepten, çalışma güçlerini kaybetmişler, devlet çarkı âdeta durma noktasına gelmiştir. Ülkemizin geleceğini hazırlayan Büyük Önder Atatürk’ün “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” vecizesi unutulmuş, bu olumsuz gelişmeler, öğretmenlerimizi ve Millî Eğitim çalışanlarını fazlasıyla etkileyerek, okullarımızı sadece diploma veren kurumlar haline dönüştürmüştür. Bu işleri, artık, özel dershane gibi kurumlar, büyük paralar karşılığında üstlenmişlerdir. Değişen her hükümet döneminde, hatta, aynı hükümetin değişen bakanları, kendi düşüncelerine göre yeni sistemler oluşturmuşlar, öğretmenlerin bilgi ve deneyimine başvurmamışlardır. Uygulamada, Eğitim Birliği Yasası yok olmuş, aynen cumhuriyet öncesi çağdışı eğitim görüntüsü; Kur’an kurslarıyla, tarikatların birçoğunun dinî kisve altındaki öğretileriyle âdeta geriye dönülmüştür. Toplumumuzun, bu duruma henüz gerekli tepkiyi göstermemesi, düzeleceği ümidini taşıdığındandır.

Sayın milletvekilleri, Büyük Atatürkümüzün yeni nesli emanet ettiği öğretmenlerimizin, tüm kamu çalışanlarıyla birlikte, geçinebilmek için, boyacılıktan seyyar satıcılığa kadar her işi yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Ülkemizin geleceğini tehdit eden bu tablodan mutlaka kurtulmalıyız; öğretmenlerimizi, kendi asal işlevine yöneltmeliyiz. Daha birkaç ay önce, geçim kaygılarını dile getirmek için sokaklara döküldüklerinde, idarenin, anlayışsız, katı tutumunu da üzülerek izledik. Hatta, 18 Nisan 1996 tarihinde, Eğitim-Sen üyeleri, kamu çalışanlarının da içinde bulunduğu ekonomik çöküntüyü anlatmak amacıyla, bir günlük iş bırakma eylemi yapmışlardı. Bu eylemleri suçlu bulunarak, katılanlar hakkında soruşturma açılmıştır. Oysa, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17, 53, 55, 128 inci maddeleri ve ilgili fıkraları ile 4121 sayılı Yasanın 4 üncü madde ve fıkralarından hareket eden Eğitim-Sen, defalarca toplugörüşme çağrısı yapmış, herhangi bir yanıt alamamış ve bunun için, bir günlük iş bırakma eylemine başvurmuştur.

87 sayılı ILO Sözleşmesinin, sırasıyla, 3 üncü, 8 inci, 10 uncu ve 98 sayılı ILO Sözleşmesinin 7 nci ve 8 inci maddeleri, Türkiye tarafından onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, Anayasa ve uluslararası yasalardan kaynaklanan haklar çerçevesinde hareket etmek suç teşkil etmemeli; asıl suçlular, bugüne kadar yapılan zamlarla onları açlık sınırına getirenlerdir. Muhalefetteyken söylediği “Diktatör Pinochet yönetimindeki Şili’de bile, çalışanların, Türkiye’de olduğu kadar gelir kaybına uğramamışlardır ve buna isyan etmeyen memurun insanlığından şüphe ederim” sözünü Sayın Başbakana hatırlatmakta yarar görüyorum ve şimdi iktidar olduğuna göre, bu eylem dolayısıyla açılan soruşturmanın durdurulmasını talep ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 1995 Ekiminde 350 ABD Doları seviyesinde maaş alan 24 yıllık ilkokul öğretmeni, bugün, 270 ABD Dolarının da altında maaş almaktadır. Kısaca, öğretmenlerimizi, Millî Eğitim ve kamu çalışanlarını ekonomik sıkıntıdan kurtarmak, yaptıkları işe motive etmek ve katılımlarını sağlamak, çalışma ortamlarını, her bakımdan onurlu ve insanca yaşanabilir bir hale getirmek için, Anayasa ve uluslararası yasaların tanıdığı haklar çerçevesinde, grevli ve toplusözleşmeli sendikal düzenlemeler, ivedilikle ve mutlaka yapılmalıdır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 60. Birleşimi (11 Haziran 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi