11 Nisan 1996 Perşembe

İsrail savaş uçakları

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 36. Birleşimi (11 Nisan 1996)

ABDULLAH GÜL (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Türkiye’nin, İsrail savaş uçaklarına hava sahasını açması ve İsrail savaş uçaklarının Türkiye’deki üslerden faydalandırılmasına yol açan son gelişmelerle ilgili gündemdışı söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, bir zamanlar yüzyıllarca yönettiğimiz ve şimdi de içinde bulunduğumuz Ortadoğu bölgesi, dünyanın en sorunlu, en kanlı ve gözyaşının en çok aktığı bölgelerden birisidir. Bu bölgenin derin tarihî gerçekleri ve dinamikleri vardır. Farklı ırk ve devletlerden olsa bile, Müslümanların hâkim olduğu bu bölgede, İsrail, yabancı bir güç ve kültür olarak, uluslararası destekle bölgeye yerleştirilmiştir; işgalci ve yayılmacı bir devlettir. İsrail, bugünkü konumuna gelmek için, yakın geçmişinde, terör dahil her türlü aracı kullanmış bir ülkedir. Şu anda sözde bir barış antlaşması yürürlüktedir. Şüphesiz ki, biz, gözyaşı ve kanın, kimin olursa olsun, akmasından yana değiliz ve bundan, kim olursa olsun, rahatsız oluruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, Ortadoğu’nun en büyük ülkesi ve gücüdür; tarihî misyonu gereği de, istese de istemese de bu coğrafyanın lideridir, önderidir. Bölgedeki birçok Müslüman devletin rejimlerini ve halklarını, milletlerini, kesinlikle ayrı ayrı görmek durumundayız. Rejimler geçicidir, milletler ise bu bölgede kalıcıdır. Son yıllarda ve özellikle de son aylarda Türkiye tarafından alınan kararlar, Ortadoğu’nun tabiî dengelerine, dinamiklerine ve ülkemizin uzun vadeli çıkarlarına ters düşer bir şekilde gelişmektedir. Bölgenin tek yabancı ülkesi olan İsrail ile Türkiye, birçok anlaşmalar imzalamaya başlamıştır. Özellikle bu anlaşmalar, askerî sahaları, millî güvenlik ve savunma sahalarını kapsamaya başlayınca çok önem arz etmektedir ve dikkati çekmektedir. İsrail savaş uçaklarına hava sahalarımızın açılması, İsrail savaş uçaklarının Türkiye’deki askerî üslerden -eğitim amaçlı diye ilan edilse bile- faydalandırılmaya başlanması, önemli bir strateji değişikliğidir; yankıları ve neticeleri itibariyle çok önemli değişikliklere sebep olabilecektir, bölgede yeni askerî ittifakların oluşmasına yol açabilecektir, bölgede, bölge halkının, bölgede yaşayan insanların, rejimler bir yana Türkiye’ye olan sevgisini yıpratabilecek niteliktedir. Bu girişim, millî savunma ve millî güvenlik anlayışımızda yeni bir stratejinin tespiti şeklindedir.

Şimdi soruyorum: Türkiye’nin millî güvenliğine, savunmasına ve uzun vadeli çıkarlarına etki edebilecek olan böyle bir gelişmede Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir rolü olmuş mudur? Türkiye Büyük Millet Meclisiyle Hükümetin rolü nedir bu konuda ve siyasî iktidarın bu konudaki rolü nedir; sorumluluğu nedir; bu konudaki katkısı nedir?

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 36. Birleşimi (11 Nisan 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

03 Nisan 1996 Çarşamba

Lions ve Rotary Kulüpleri

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 32. Birleşimi (3 Nisan 1996)

DYP GRUBU ADINA MEHMET BAHATTİN YÜCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Refah Partisi Konya Milletvekili Sayın Mustafa Ünaldı ve arkadaşları tarafından, ülkemizde mevcut yasalara göre önceden izin alınarak kurulan dernek niteliğindeki iki kulüp ve bunların dışında değerlendirilmesi gereken bir toplantı ile ilgili olarak Yüce Meclisten açılması istenilen Meclis araştırmasına ilişkin önergeleri üzerinde Doğru Yol Partisi Grubunun görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunuyorum, bu vesileyle Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Özellikle bu konudan kaynaklanabilmesi muhtemel bir eksikliği, bir bilgi eksikliğini giderme adına, bir açıklamayla sözlerime başlamak istiyorum.

Meclis araştırmasına konu edilmesi istenilen iki dernek söz konusudur. Bunlardan bir tanesi, sırasına göre, Türkiye’nin değişik yerlerinde yaklaşık 400 adet kulüp çatısı altında faaliyet gösteren Lionslar ve onlara bağlı birtakım alt kuruluşlar ile yine, daha az sayıda, ilk olarak 1954 yılında Ankara’da, Bakanlar Kurulunun uluslararası ilişkilerde bulunmasına ilişkin bir kararı çerçevesinde faaliyet gösteren Rotary Kulüpleridir. Bu her iki kulüp de, ülkemizde zaman zaman değişikliğe uğrayan, hatta demokrasinin kesintiye uğradığı dönemlerde buna ilişkin mevzuatın tümüyle değiştirildiği iki kulüptür ve bir kulüp niteliği taşımayan, herhangi bir tüzüğü olmayan; ama, 1954 yılından bu yana hemen her yıl, dünyanın bir değişik ülkesinde, önceden belirlenmiş belli bir gündemi tartışmak amacıyla bir araya gelen insanların oluşturdukları Bilderberg toplantılarıdır.

Bu noktada, zannediyorum, dün, Refah Partisi sözcüsü değerli arkadaşımız Sayın Sılay’ın gündeme getirdiği birtakım endişeleri de gidermek açısından, öncelikle, bu iki kulübün; yani, Lions ve Rotary Kulüplerinin, dünyada ortaya çıktıkları döneme ilişkin kısa bir inceleme yapmakta, ortaya bir bakış açısı koymakta, sanıyorum, yarar var. Bu her iki kulüp de 1900’lü yılların başlarında; biri, 1945, diğeri de 1917 yılında, çok az sayıda -belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar- girişimcinin istekleriyle kurulmuş ve daha sonra dünyanın hemen hemen her ülkesinde belli amaçlar doğrultusunda çalışma yapma olanağına kavuşmuş bulunan kulüplerdir; 1900’lü yılların başlarında, yani, bitirmek üzere bulunduğumuz 20 nci Yüzyılın başlarında, dünyanın bugünkü gelişmelerine oranla oldukça farklı olayların cereyan ettiği ve cereyan eden olayların insan topluluklarını da alabildiğine etkilediği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Dünya, hammadde kaynaklarını ele geçirmek amacıyla amansız ve acımasız bir rekabetin kurulduğu ve hemen hemen, bu kaynakların sömürgeler ve sömürge yönetimleri aracılığıyla da belli birtakım güçler arasında paylaşıldığı bir dönemi yaşamaktadır. Devlet imkânlarını ve bu imkânların sağlamış olduğu ortamı iyi kullanarak, rekabetçiliğe neredeyse hiç imkân vermeyecek ölçüde, bugün rahatlıkla vahşi kapitalizm olarak nitelendirebileceğimiz bir dönemde, bu iki kulüp de serbest meslek sahiplerinin, bu tekelleşme ve paylaşım savaşı içerisinde kendilerine yer edinme imkânı bulamayan birtakım girişimcilerin, belli düşünce disiplini altında bir araya gelebilmelerini sağlamak amacıyla ortaya konmuştur. İkisinin de ortaya çıkışı, hem kurucuların taşımış oldukları nitelikler hem de bu niteliklerin daha sonraki safhalarda kendi kitlelerine ve uluslararası topluluğa kabul ettirilmesi açısından da büyük ölçüde değişikliğe uğramamıştır.

O dönemde sanırım, Amerika Birleşik Devletleri’nin, Avrupa’da şekillenen ve daha çok Avrupa’dan kaynaklanan sanayi ve buna dayalı ticaret ilişkileri içerisinde, Avrupa ülkelerindeki rakiplerine oranla daha az pay aldığı bir dönemde, bu tür kulüpler aracılığıyla bir sivil toplum örgütlenmesine gitmesi, bugün yüzyıla yakın bir süre geçmiş olmasına karşın, Türkiye’de neden, birtakım gizli, hatta Türkiye’nin temel, hayatî çıkarlarını ortadan kaldırabilecek maksatların da aracı olarak görülmek isteniyor; bunu anlamakta oldukça büyük güçlük çektiğimizi ifade etmek istiyorum.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 32. Birleşimi (3 Nisan 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi