15 Ekim 1996 Salı

Hukuk devleti

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 7. Birleşimi (15 Ekim 1996)

CHP GRUBU ADINA OYA ARASLI (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Bir hukuk devletinde, devletin, gerekirse devlet iktidarına ve devlet güçlerine karşı bile korumakla yükümlü olduğu değerlerin en başında kişinin yaşam hakkının, beden bütünlüğünün ve özgürlüğünün geldiği, bunların güvence altında olmadığı ortamlarda diğer kişi hak ve özgürlüklerinin gerçek bir varlık kazanamadığı bilinmektedir.

Bir hukuk devleti, özgür ve suçsuz kişilerin olduğu kadar, gözaltına alınmış veya tutuklanmış kişilerin, mahkûmların da yaşam hakkını, beden bütünlüğünü korumakla yükümlüdür. Ancak, devletimiz -Anayasamızın 2 nci maddesinde, bir hukuk devleti olduğu yazılmasına rağmen- Metin Göktepe'nin can güvenliğini sağlayamamıştır.

Gazete muhabiri Metin Göktepe, 8 Ocak 1996 tarihinde, Eyüp İlçesi Alibeyköy Mezarlığındaki cenaze törenini görevi gereği izlemek istemiş, uygulama noktasındaki emniyet görevlilerinin, sarı basın kartı olmadığı için kendisine izin vermemeleri nedeniyle çıkan tartışma sonucu gözlem altına alınmıştır. Gözlem altına alındıktan sonra tartaklanmış, Eyüp Kapalı Spor Salonuna götürüldükten ve özellikle gazeteci olduğu öğrenildikten sonra, salonda, bir grup polis memuru tarafından fenalaşıncaya kadar dövülmüştür. Fenalaştığı zaman, Eyüp Spor Kulübü masörü, tıbbî olmayan yöntemlerle ona yardımcı olmaya çalışmış, salon sorumlusu olan emniyet amiri, kendisine haber verilmesine ve gelip durumu görmesine rağmen onu hastaneye göndermemiştir. Kapalı Spor Salonunun yakınındaki büfenin yanında bulunan bir bankın üzerine bırakılan Metin Göktepe, daha sonra ölü olarak bekçiler tarafından bulunmuştur.

Adlî tıbbın verdiği otopsi raporu, Metin Göktepe'nin dövülerek öldürüldüğünü göstermektedir. Dövenlerin ise, emniyet örgütümüzdeki bazı görevliler olduğu, bugün artık bilinmektedir.

Halbuki, bir hukuk devletinde, devlet, kişinin yaşam hakkını, bedensel bütünlüğünü, güvenlik görevlilerinin yardımıyla güvence altına alır. Devletin güvenlik görevlilerinin, kişinin bu temel değerlerini, dayak ve işkence gibi hukuka aykırı yöntemlerle tehdite yönelmesi, güvenlik güçlerine ve dolayısıyla devlete güven duygusunu yok eder; devleti, toplumla ve kişilerle düşman hale getirir, toplumsal barışı ortadan kaldırır. Bunun nedeni, bir hukuk devletinde, hukuk kurallarına, öncelikle devletin ve onun güvenlik görevlilerinin uymasının beklenmesidir. Bu beklentiyi gerçekleştiremeyen bir devlet, asla, hukuk devleti niteliğini kazanamaz; ama, buna rağmen, ülkemizde, bir Metin Göktepe olayı yaşanmış ve bu hususların çok ciddî bir biçimde tekrar hatırlanması, gözden geçirilmesi gereği doğmuştur.

Olay ilk ortaya çıktığında, resmî makamlar, Metin Göktepe isminin gözaltına alınanlar listesinde bulunmadığı, Eyüp'te, çay bahçesinde otururken düşüp öldüğü, duvardan düşerek öldüğü yolunda birtakım çelişkili açıklamalar yapmışlardır. Bu çelişkili ifadeler, yazılı ve görsel basının ilgisini olay üzerinde toplarken, siyasî partiler de harekete geçmişlerdir.

İnsan haklarına büyük önem veren Cumhuriyet Halk Partisi, bu konuya eğilen ilk siyasî parti olmuş; Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu, özel bir komisyon kurarak olayı incelemiş ve vardığı sonuçları, olaydan hemen hemen bir hafta sonra kamuoyuna duyurmuştur. Bu rapor, Göktepe olayının örtbas edilmesini önlemekte önemli bir rol oynamış, olayın sorumlularının bulunması ve yargıya yansıtılması işlemlerinin hız kazanması sağlanmıştır.

Daha sonra, olay, Türkiye Büyük Millet Meclisine yansımış ve verilen araştırma önergelerinin görüşülerek kabulü üzerine, bu Meclis Araştırması Komisyonu kurulmuştur. Bu Komisyon, Anayasa hükümleri yargı işlevi yerine getirmesine izin vermediği için, yalnız, Metin Göktepe'nin ölüm olayının nasıl meydana geldiğini araştırmış ve hangi etkenlerin bu olayın oluşumuna neden olduğunu, emniyet örgütümüzün yapısı ve işleyişiyle ilgili aksaklıkları, bundan sonra bu tür olaylarla karşılaşılmaması için ne gibi önlemler alınması gerektiğini ortaya koymaya çalışmıştır.

Bu çalışma sonucunda ortaya çıkan tablo şudur: 8 Ocak 1996 günü cezaevinde çıkan olaylarda ölen Orhan Özen ile Rıza Boybaş'ın cenazelerinin Alibeyköy Mezarlığına getirilişleri ve defnedilişleri sırasında alınacak önlemlerle ilgili olarak, 7 Ocak 1996 tarihinde, İstanbul Emniyet Müdürlüğünce gönderilen talimat yazısında, ilgili birim ve görevlilere, olay çıkarmaya eğilimi olan belirli yaş grubundakilerin gözaltına alınarak ilgili birimlerce incelenmelerinin sağlanması yetki ve görevi verilmiştir. Bu, sınırları açıkça gösterilmemiş ve olay çıkarma eğiliminin nasıl saptanacağı konusundaki kişisel değer yargılarına göre farklı ve keyfî uygulamalara yol açabilecek bir yetkilendirmedir. Nitekim, bu yazılı emir uyarınca yapılan uygulamalar sonucunda, çeşitli karakollarda ve Eyüp Kapalı Spor Salonunda bini aşkın insan gözaltına alınmış ve saatlerce özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 2. Yasama yılı 7. Birleşimi (15 Ekim 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi