30 Temmuz 1996 Salı

Çekiç Güç

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 84. Birleşimi (30 Temmuz 1996)

ANAP GRUBU ADINA MAHMUT OLTAN SUNGURLU (Gümüşhane) – Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; Anavatan Partisi Grubu adına, "Çekiç Güç" olarak adlandırılan, aslında, bir başka isimle, "Huzur Harekâtı" olarak bilinen bu harekâtın görev süresinin uzatılmasıyla ilgili Hükümetten gelen talep hakkındaki görüşlerimizi sunmaya çalışacağım.

Sayın milletvekilleri, aslında, bu harekât, daha doğrusu Çekiç Güçle alakalı bugüne kadar Türk politikacılarının takip ettiği usul ve halen takip etmekte oldukları tutum, Türk politikacıları için, Türk devlet adamları için ve Parlamentomuz için bir imtihan vesilesi olmuştur, Cenabı Allah'ın bir imtihanı vesilesi olmuştur. İktidarda ve muhalefette, siyasî partilerimizin bu mevzuda çeşitli düşünceleri ileri sürüş tarzlarını zaman içinde hep birlikte gördük.

1991 yılı nisanında, Anavatan Partisi Hükümeti iktidardayken, "Çekiç Güç" dediğimiz bu harekât başladı. O gün başlatılan harekâtın bugünkü harekâtla hiçbir ilgisi olmadığını, biraz önce, Doğru Yol Partisi sözcüsü burada ifade etti ve o gün, meselenin ne kadar zarurî boyutlar içerisinde olduğunu, insanî bir hareket olduğunu anlattı. Benim artık onu anlatmama, ona değinmeme lüzum kalmadığını zannediyorum. O zaman, Körfez Savaşı sırasında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, mevcut hükümete, dışarıya asker gönderme ve dışarıdan yabancı asker kabul etme; yani, ülke dışına asker gönderme ve ülke dışından yabancı asker kabul etme yetkisi vermişti. Hükümet, bu yetkiye dayanarak, Türkiye Büyük Millet Meclisine hiç gelmeden, Çekiç Güç'ü bu Meclis kürsüsünde methetmeden, zemmetmeden bu oluşumu başlattı. Yine, Hükümet, 1991 yazında, üç aylık ve son defa olmak üzere, ikinci defa bir uzatma kararı aldı. Bu bir yardım harekâtıydı. Biraz önce diğer parti sözcüleri de ifade ettiler, 1992'den sonra ise bu hareketin yapısı değişti. Bu hareket, politik, askerî bir harekâta dönüştü ve bu harekât için çok kötü sözler söyleyen Doğru Yol ve Cumhuriyet Halk Partileri müştereken Koalisyon Hükümetini oluşturdular; ancak, daha önce bu hareket için söyledikleri bütün sözlere rağmen, Hükümeti oluşturduktan sonra, altı aylık sürelerle 8 defa, dört sene müddetle bu harekâtı devam ettirdiler.

O zaman, Sayın Erbakan, Sayın Başbakanımız, bu Meclis kürsüsünden, o günkü iktidara, 1992 yılının haziran ayında taânda bulundu; ağır sözlerle eleştirdi. Ben, o sözlerinden bir kısmını, bugün, burada, aktarma ihtiyacını duyuyorum. Bu sözlerinde, daha ziyade Sayın Süleyman Demirel'i hedef alıyordu ve ona yükleniyordu. "Önce, delil, tarih" diyordu; "Sevr Antlaşması Haritasını önünüze alın, bakın; başka delile ihtiyaç yok. Amerika'nın gayesinin ne olduğunu Sevr Haritası gösterir. Bizim Anadolumuzun doğusunda, büyük bir bölgeyi Ermenistan'a vermek istemektedirler. Kürtler ölsün, büyük Ermenistan kurulsun." Yine İktidara, Başbakana yükleniyordu. "Bu kuvvetlerin Türkiye'de bulunması, millî menfaatlarımıza tamamen aykırıdır. Bu kuvvetlerin burada bulunması, bağımsızlığımızı hiçe saymaktır, haysiyetimizle oynamaktır; işgal kuvvetidir, millî menfaatlarımızın ve ülke bütünlüğümüzün aleyhinedir. Bu sözleri kim söylüyor? Şimdi ben söylüyorum" diyordu Sayın Erbakan geçen sene Sayın Demirel söylüyordu.

Siz, bütün bu sözlerin tespit edildiğinin farkında değil misiniz. Allahaşkına?!. İşte hadise bu. Bunları söyle söyle, ondan sonra işbaşına gel, söylediklerinin tamamen tersini söylemeye başla!.. Bu nasıl iş!.. Dün dündür, bugün bugündür, yarın yarındır. Amerika'ya giderken, bir de 'yarın yarındır' çıktı. Yani, bundan sonra, söyleyeceğim sözlere inanmayın diye tavsiye ediyor." Sayın Süleyman Demirel'in tavsiye ettiğini söylüyor. Bugün, bunları, biz, Sayın Başbakanımıza aynen okuyoruz. "Bu, ikinci Sevr gücüdür; bu, Büyük Ermenistan gücüdür; bu, Büyük İsrail gücüdür. Başta Sayın Demirel olmak üzere, buna sebep olan insanları Yüce Divan'a göndermek bizim borcumuz olur; hatırlatıyorum. (RP sıralarından alkışlar)" Şimdi, bakınız, aynı sözleri, Sayın Erbakan, o günkü iktidarın diğer ortağı Sayın Erdal İnönü için ve Cumhuriyet Halk Partisi için de söylüyordu ve Yüce Mahkemeye, Âli Divana vereceğini ifade ediyordu.

Bugüne geldik, Hükümet bir tezkere getirdi. Hükümet, tezkeresiyle, Çekiç Güç'ün görev süresinin beş ay daha uzatılmasını istiyor; yani, bütün bu sözlerinden vazgeçerek, Çekiç Güç'ün görev süresinin beş ay daha uzatılmasını istiyor. Bu Hükümet tezkeresi, biliyorsunuz ki, Refah Partisi - Doğru Yol Partisi Hükümetinin tezkeresidir ve o iki siyasî partiyi bağlayan bir hükümet tezkeresidir. Tabiî, bütün bu sözleri söylemiş olmaktan ve şimdi bunun yanında olmaktan, Sayın Hocamızın ve Refah Partili arkadaşlarımızın ne kadar sıkıldığını tahmin ediyorum ve kendilerine geçmiş olsun diyorum. (ANAP sıralarından alkışlar) Ama, şunu ifade etmek istiyorum ki, Türk siyasî hayatı açısından müspet örnekler vermiyoruz. Halkımız bize oy verirken nelere veriyor, sonra biz onlara neleri gösteriyoruz!.. Biraz önce, bir sayın sözcü, değişimden bahsetti "Refah Partisinin değişimi" dedi. Herhalde, Refah Partisinin ismini de değiştirirsek değişimi tamamlamış oluruz; çünkü, çok kısa bir iktidar döneminde, maalesef, bugüne kadar müdafaa ettiği birçok prensibi böylesine ihlal edeceğini, böylesine bir değişim yapacağını, inanın ki, biz de beklemiyorduk.

Şimdi, muhterem arkadaşlar, Çekiç Güç meselesi ne getirdi, Türkiye'yi burada rahatsız eden nedir? Asıl işin bu tarafını ifade etmeye çalışayım. Çekiç Güç'ün bizi asıl rahatsız eden tarafı, Kuzey Irak'ta meydana gelen otorite boşluğudur. 1988'den 1991'e kadar, huduttaki kısa bir sahada otorite boşluğu olabilir. Biz, o zaman, Irak'la yaptığımız sıcak takip anlaşmaları çerçevesinde, bu dar bölgeye istediğimiz zaman girebiliyorduk; ama, şimdi, çok daha büyük bölgede, insanlarla meskûn bir bölgede, toplumun yaşadığı bir bölgede otorite boşluğu var. Bu otorite boşluğunun birçok sakıncası var. Söylenildiği gibi, terör buradan besleniyor ve Türkiye, bundan, büyük zarar görüyor. Bu otorite boşluğu bir başka ülkenin topraklarındadır, Türkiye'yi alakadar etmez diyebilir miyiz? Buranın bütün zararını Türkiye çekiyor. Ne garip tecellidir ki, Körfez Harbinin bütün zararlarını Irak'tan sonra Türkiye çekiyor. Bu otorite boşluğunun sonucu, Kuzey Irak'ta, bizim irademiz dışı değişimler meydana geliyor. Birçok arkadaş söylüyor, adını koyuyor, ben, adını koymayacağım; ama, Kuzey Irak'ta meydana gelen değişimler, olaylar bizim irademiz dışıdır. Orada olan işleri kontrol etme şansımız yoktur.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 84. Birleşimi (30 Temmuz 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi