11 Haziran 1996 Salı

Öğretmenlerimizi, kendi asal işlevine yöneltmeliyiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 60. Birleşimi (11 Haziran 1996)

FİKRET UZUNHASAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir öğrenim dönemini tamamlamak üzere olduğumuz bugünlerde, Millî Eğitim ve çalışanlarının bazı sıkıntılarını iletebilmek amacıyla huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlarım.

Ekonomik ve moral değerlerini kaybeden kamu kesimi çalışanları, ücret dengesizliği, politik kadrolaşma ve daha birçok sebepten, çalışma güçlerini kaybetmişler, devlet çarkı âdeta durma noktasına gelmiştir. Ülkemizin geleceğini hazırlayan Büyük Önder Atatürk’ün “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” vecizesi unutulmuş, bu olumsuz gelişmeler, öğretmenlerimizi ve Millî Eğitim çalışanlarını fazlasıyla etkileyerek, okullarımızı sadece diploma veren kurumlar haline dönüştürmüştür. Bu işleri, artık, özel dershane gibi kurumlar, büyük paralar karşılığında üstlenmişlerdir. Değişen her hükümet döneminde, hatta, aynı hükümetin değişen bakanları, kendi düşüncelerine göre yeni sistemler oluşturmuşlar, öğretmenlerin bilgi ve deneyimine başvurmamışlardır. Uygulamada, Eğitim Birliği Yasası yok olmuş, aynen cumhuriyet öncesi çağdışı eğitim görüntüsü; Kur’an kurslarıyla, tarikatların birçoğunun dinî kisve altındaki öğretileriyle âdeta geriye dönülmüştür. Toplumumuzun, bu duruma henüz gerekli tepkiyi göstermemesi, düzeleceği ümidini taşıdığındandır.

Sayın milletvekilleri, Büyük Atatürkümüzün yeni nesli emanet ettiği öğretmenlerimizin, tüm kamu çalışanlarıyla birlikte, geçinebilmek için, boyacılıktan seyyar satıcılığa kadar her işi yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Ülkemizin geleceğini tehdit eden bu tablodan mutlaka kurtulmalıyız; öğretmenlerimizi, kendi asal işlevine yöneltmeliyiz. Daha birkaç ay önce, geçim kaygılarını dile getirmek için sokaklara döküldüklerinde, idarenin, anlayışsız, katı tutumunu da üzülerek izledik. Hatta, 18 Nisan 1996 tarihinde, Eğitim-Sen üyeleri, kamu çalışanlarının da içinde bulunduğu ekonomik çöküntüyü anlatmak amacıyla, bir günlük iş bırakma eylemi yapmışlardı. Bu eylemleri suçlu bulunarak, katılanlar hakkında soruşturma açılmıştır. Oysa, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 17, 53, 55, 128 inci maddeleri ve ilgili fıkraları ile 4121 sayılı Yasanın 4 üncü madde ve fıkralarından hareket eden Eğitim-Sen, defalarca toplugörüşme çağrısı yapmış, herhangi bir yanıt alamamış ve bunun için, bir günlük iş bırakma eylemine başvurmuştur.

87 sayılı ILO Sözleşmesinin, sırasıyla, 3 üncü, 8 inci, 10 uncu ve 98 sayılı ILO Sözleşmesinin 7 nci ve 8 inci maddeleri, Türkiye tarafından onaylanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bu durumda, Anayasa ve uluslararası yasalardan kaynaklanan haklar çerçevesinde hareket etmek suç teşkil etmemeli; asıl suçlular, bugüne kadar yapılan zamlarla onları açlık sınırına getirenlerdir. Muhalefetteyken söylediği “Diktatör Pinochet yönetimindeki Şili’de bile, çalışanların, Türkiye’de olduğu kadar gelir kaybına uğramamışlardır ve buna isyan etmeyen memurun insanlığından şüphe ederim” sözünü Sayın Başbakana hatırlatmakta yarar görüyorum ve şimdi iktidar olduğuna göre, bu eylem dolayısıyla açılan soruşturmanın durdurulmasını talep ediyorum. (DSP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, 1995 Ekiminde 350 ABD Doları seviyesinde maaş alan 24 yıllık ilkokul öğretmeni, bugün, 270 ABD Dolarının da altında maaş almaktadır. Kısaca, öğretmenlerimizi, Millî Eğitim ve kamu çalışanlarını ekonomik sıkıntıdan kurtarmak, yaptıkları işe motive etmek ve katılımlarını sağlamak, çalışma ortamlarını, her bakımdan onurlu ve insanca yaşanabilir bir hale getirmek için, Anayasa ve uluslararası yasaların tanıdığı haklar çerçevesinde, grevli ve toplusözleşmeli sendikal düzenlemeler, ivedilikle ve mutlaka yapılmalıdır.

Konuşmanın tamamı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 20. Dönem 1. Yasama yılı 60. Birleşimi (11 Haziran 1996) tutanakları içerisinde bulunabilir.

Blog Arşivi